Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında “Mali Haklar”

Giriş

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), Türkiye’de fikri mülkiyet hukukunun temelini oluşturan en önemli yasal düzenlemelerden biridir. Bu kanun, eser sahiplerinin hem manevi hem de mali haklarını koruma altına alır. Mali haklar, eser sahibine eserinden ekonomik fayda sağlama yetkisi tanıyan ve devredilebilir nitelikte olan haklardır. Bu makalede, FSEK kapsamında düzenlenen mali haklar detaylı biçimde ele alınacaktır.

Mali Hak Kavramı ve Niteliği

Mali haklar, eser sahibinin meydana getirdiği eserden ekonomik kazanç elde etmesini sağlayan yetkiler bütünüdür. Bu haklar, maddi menfaat sağlamaya yönelik olup üçüncü kişilere devredilebilir, lisanslanabilir veya miras yoluyla intikal edebilir.

FSEK’e göre

  • Henüz alenileşmemiş bir eserden faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.
  • Alenileşmiş eserlerde de faydalanma hakları, kanunda sayılan mali haklarla sınırlıdır.
  • Mali haklar birbirinden bağımsızdır.
  • İşlenme eser sahibinin hakları, asıl eser sahibinin iznine bağlıdır.

Bu düzenleme birkaç temel ilkeye dayanır:

Münhasırlık İlkesi

Eserden ekonomik fayda sağlama yetkisi yalnızca eser sahibine aittir. Bu, telif hukukunun en temel prensibidir.

Alenileşme Ayrımı

Madde, eserleri ikiye ayırır:

  • Alenileşmemiş eserler: Tam kontrol eser sahibindedir
  • Alenileşmiş eserler: Yine eser sahibine ait olmakla birlikte, haklar kanunda belirlenen mali haklarla sınırlandırılmıştır
Mali Hakların Bağımsızlığı

Her mali hak ayrı ayrı devredilebilir veya kullanılabilir. Bir hakkın devri diğerini etkilemez.

Alenileşmemiş Eser Kavramı

Madde 20’nin en kritik yönlerinden biri, “alenileşmemiş eser” kavramına yaptığı vurgudur.

Tanım: Alenileşmemiş eser, henüz kamuya sunulmamış eserdir.

Sonuç:

  • Eser sahibinin izni olmadan hiçbir şekilde kullanılamaz.
  • Bu aşamada koruma en üst düzeydedir.

Bu durum, eser sahibinin:

  • Yayımlama zamanını belirleme
  • Eseri kamuya sunup sunmama

haklarını garanti altına alır.

Mali Hakların Bağımsızlığı İlkesi

Madde 20’ye göre mali haklar birbirinden bağımsızdır:

Mali haklar birbirine bağlı değildir. Bunlardan birinin tasarrufu ve kullanılması diğerine tesir etmez.

Örnek:

Bir yazar:

  • Kitabının basım hakkını bir yayın evine verebilir.
  • Ancak sinema uyarlama hakkını kendinde tutabilir.

Bu ilke, telif hukukunda ekonomik esnekliği sağlar.

İşlenme Eserler ve Bağımlılık İlişkisi

Madde 20’nin son fıkrası, işlenme eserleri düzenler:

İşleme eser sahibi (örneğin çevirmen, uyarlayan kişi) kendi mali haklarına sahiptir ancak bu haklar, asıl eser sahibinin izni ile sınırlıdır.

Bu durumun sonucu:

  • Türev eserler tamamen bağımsız değildir.
  • Asıl eserle hukuki bağ devam eder.
Mali Hak Türleri

FSEK’te mali haklar sınırlı sayıda sayılmıştır (numerus clausus). Bunlar şunlardır:

1. İşleme Hakkı (Madde 21)

    Kanunun 21. maddesi, eser sahibinin eserinden türev çalışmalar oluşturulması üzerindeki yetkisini düzenlemekte olup dijital çağda giderek daha önemli hale gelen bir haktır. Örneğin bir romanın senaryoya uyarlanması, bir müzik eserinin aranjman yapılması işleme hakkı kapsamındadır.

    5846 sayılı Kanun’un 21. maddesi şu şekildedir:

    “Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir.”

    İşleme Hakkının Tanımı ve Kapsamı
    İşleme Kavramı

    “İşleme”, mevcut bir eserden yararlanılarak yeni bir eser oluşturulmasıdır. Bu yeni eser, bağımsız bir eser olmakla birlikte asıl esere bağlıdır. Kanuna göre işleme eserler:

    • Çeviriler
    • Uyarlamalar (adaptasyonlar)
    • Aranjmanlar
    • Romanın filme dönüştürülmesi
    • Kitaptan tiyatro oyunu çıkarılması

    gibi faaliyetleri kapsar.

    Münhasırlık (Tekel Hakkı)

    Madde 21’deki en önemli unsur “münhasıran eser sahibine ait olma”dır. Bu ifade şunu gösterir:

    • Eseri işleme hakkı sadece eser sahibine aittir.
    • Üçüncü kişiler ancak izin (lisans veya devir) ile bu hakkı kullanabilir.
    • İzinsiz işleme hukuka aykırıdır ve ihlal teşkil eder.
    İşleme Hakkının Hukuki Niteliği
    Mali Hak Niteliği

    İşleme hakkı, FSEK kapsamında bir mali haktır. Mali haklar:

    • Devredilebilir.
    • Lisanslanabilir.
    • Ekonomik değer taşır.

    Bu yönüyle işleme hakkı, eser sahibine gelir elde etme imkânı sağlar.

    Bağımsız Hak Olması

    FSEK’e göre mali haklar birbirinden bağımsızdır. Bu nedenle:

    • İşleme hakkı devredilmiş olsa bile çoğaltma hakkı devredilmiş sayılmaz.
    • Her hak için ayrı sözleşme yapılabilir.
    İşleme Eser ve Asıl Eser Arasındaki İlişki

    Bir işleme eser, asıl eserden tamamen bağımsız değildir ve asıl eser sahibinin iznine tabidir. Kanuna göre işleme eser sahibi, kendi katkısı üzerinde hak sahibidir ancak asıl eser sahibinin haklarını ihlal edemez. Bu durum “çift katmanlı hak sahipliği” yaratır:

    • Asıl eser sahibi
    • İşleme eser sahibi
    2. Çoğaltma Hakkı (Madde 22)

      FSEK m.22’ye göre çoğaltma hakkı, bir eserin aslının veya kopyalarının herhangi bir şekil veya yöntemle çoğaltılması yetkisini ifade eder. Bu çoğaltma; basım, kopyalama, dijital ortama aktarma, ses veya görüntü kaydı alma gibi çeşitli yollarla gerçekleştirilebilir. Maddede, çoğaltmanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda dijital ortamda da yapılabileceği açıkça kabul edilmektedir.

      Bu hak münhasıran eser sahibine aittir. Dolayısıyla eser sahibinin izni olmaksızın yapılan çoğaltmalar kural olarak hukuka aykırıdır ve ihlal teşkil eder.

      Hakkın Hukuki Niteliği

      Çoğaltma hakkı, mali haklar kapsamında yer alır ve devredilebilir niteliktedir. Eser sahibi bu hakkı sözleşme yoluyla üçüncü kişilere devredebilir veya kullanım lisansı verebilir. Ancak bu devir veya lisansın kapsamı açıkça belirlenmelidir; aksi takdirde uyuşmazlıklar ortaya çıkabilir.

      Ayrıca çoğaltma hakkı süreye tabidir. Eser sahibinin ölümünden itibaren belirli bir süre (genel olarak 70 yıl) boyunca korunur. Bu sürenin sona ermesiyle eser kamu malı haline gelir ve serbestçe çoğaltılabilir.

      İstisnalar ve Sınırlar

      Her ne kadar çoğaltma hakkı eser sahibine ait olsa da, kanunda bazı istisnalar öngörülmüştür. Örneğin, kişisel kullanım amacıyla yapılan sınırlı çoğaltmalar belirli şartlar altında hukuka uygun kabul edilebilir. Ayrıca eğitim ve bilimsel amaçlarla yapılan bazı kullanımlar da istisna kapsamında değerlendirilebilir.

      Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

      Uygulamada çoğaltma hakkının ihlali genellikle dijital platformlarda ortaya çıkmaktadır. Özellikle sosyal medya, dosya paylaşım siteleri ve streaming hizmetleri üzerinden yapılan izinsiz çoğaltmalar ciddi hukuki sorunlara yol açmaktadır. Bu tür ihlallerde tazminat davaları ve cezai yaptırımlar gündeme gelebilmektedir.

      Ayrıca, teknolojinin hızla gelişmesi karşısında mevcut düzenlemelerin yetersiz kaldığı ve daha güncel düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu da sıklıkla dile getirilmektedir.

      3. Yayma Hakkı (Madde 23)

        FSEK’in 23. maddesi, eser sahibine ait olan yayma hakkını düzenler. Yayma hakkı, bir eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının satış, kira, ödünç verme veya diğer yollarla kamuya sunulmasını kapsar. Bu hak sayesinde eser sahibi, eserinin fiziksel dolaşımını kontrol etme yetkisine sahiptir.

        Tükenme İlkesi (Exhaustion Doctrine)

        Madde 23’ün en önemli unsurlarından biri “tükenme ilkesi”dir. Buna göre, eser sahibi veya onun izniyle piyasaya sunulan bir eser nüshası üzerindeki yayma hakkı, o nüsha bakımından tükenir. Yani eser bir kez hukuka uygun şekilde satıldığında, artık o somut nüsha üzerinde eser sahibinin yeniden satışa engel olma hakkı ortadan kalkar. Ancak bu ilke sınırsız değildir. Özellikle kiralama ve ödünç verme hakları bakımından eser sahibinin yetkileri devam edebilir. Bu durum, özellikle sinema eserleri, müzik kayıtları ve yazılımlar açısından önem taşır.

        Yayma Hakkının Kapsamı

        Madde 23 kapsamında yayma hakkı şu işlemleri içerir:

        • Eserin satışa sunulması
        • Dağıtımının yapılması
        • Kiralanması veya ödünç verilmesi
        • Ticari dolaşıma sokulması

        Bu kapsam, yalnızca fiziksel nüshaları değil, bazı yorumlara göre dijital dağıtım modellerini de dolaylı olarak etkileyebilecek bir çerçeve sunar. Ancak dijital iletimler genellikle “umuma iletim hakkı” kapsamında (Madde 25) değerlendirilir.

        4. Temsil Hakkı (Madde 24)

          Temsil hakkı, FSEK m.24’te düzenlenmiştir. Buna göre temsil hakkı, bir eserin doğrudan doğruya veya işaret, ses ya da görüntü nakline yarayan araçlarla umumi mahallerde faydalanma hakkını, yani kamuya sunulması yetkisini ifade eder.

          Bu hak kapsamında eser sahibi:

          • Eserin sahnelenmesine
          • Okunmasına
          • Çalınmasına
          • Gösterilmesine

          izin verme veya yasaklama yetkisine sahiptir.

          Temsil Hakkının Kapsamı

          Temsil hakkı, eserin kamuya sunulmasıyla ilgilidir. Bu kapsamda aşağıdaki faaliyetler temsil hakkı kapsamında değerlendirilir:

          Doğrudan Temsil: Eserin fiziki bir ortamda, seyirci önünde icra edilmesidir. Örneğin:

          • Tiyatro oyunlarının sahnelenmesi
          • Konserlerde müzik eserlerinin icrası
          • Şiir dinletileri

          Dolaylı Temsil: Eserin teknik araçlar vasıtasıyla iletilmesidir. Örneğin:

          • Radyo ve televizyon yayınları
          • Dijital platformlar üzerinden canlı yayınlar
          • Hoparlör sistemiyle umuma açık alanlarda müzik yayını
          5. Umuma İletim Hakkı (Madde 25)

            FSEK madde 25’e göre eser sahibi, eserinin radyo, televizyon, kablo, uydu, internet gibi araçlarla umuma iletilmesi hakkına münhasıran sahiptir. Bu hak, eserin fiziksel çoğaltılmasından bağımsız olarak, geniş kitlelere ulaştırılmasını kapsar.

            Bu bağlamda umuma iletim hakkı şunları içerir:

            • Eserin radyo ve televizyon aracılığıyla yayınlanması
            • İnternet üzerinden erişime sunulması
            • Dijital platformlar aracılığıyla iletilmesi
            • Kablolu veya kablosuz sistemlerle yayılması

            Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bu madde, dijital içeriklerin korunmasında kritik bir rol üstlenmiştir.

            Dijitalleşme ve Madde 25’in Önemi

            Teknolojinin gelişmesiyle birlikte eserlerin yayılması çok daha hızlı ve kontrolsüz hale gelmiştir. Streaming platformları, sosyal medya ve dijital paylaşım siteleri, eserlerin geniş kitlelere ulaşmasını kolaylaştırırken, aynı zamanda telif ihlallerini de artırmıştır.

            Madde 25, bu noktada eser sahibine şu yetkileri sağlar:

            • Eserinin hangi platformda yayınlanacağına karar verme
            • Yayın için izin verme veya yasaklama
            • Yayından ekonomik kazanç elde etme

            Bu yönüyle madde, dijital korsanlıkla mücadelede hukuki dayanak oluşturur.

            Mali Hakların Süresi

            Kanunun 26. maddesi, eser sahibine tanınan mali hakların ne kadar süreyle korunacağını düzenlemektedir. Buna göre, koruma süresi eser sahibinin yaşadığı süre boyunca devam eder ve ölümünden itibaren belirli bir süre daha (genellikle 70 yıl) korunma devam eder. Bu süre, eser sahibinin ölümünü takip eden yılın başından itibaren hesaplanır.

            Madde kapsamında belirlenen bu süre, eser sahibinin mirasçılarını da kapsayacak şekilde genişletilmiş bir koruma sağlar. Böylece eser sahibinin ölümünden sonra da ekonomik değer taşıyan eserler, belirli bir süre boyunca hak sahiplerinin kontrolünde kalır.

            Koruma süresi, eser sahibinin ölüm tarihini takip eden yılın başından itibaren işlemeye başlar. Bu teknik detay, uygulamada süre hesaplamasında birlik sağlamak amacıyla benimsenmiştir. Örneğin, bir eser sahibi 2000 yılında vefat etmişse, koruma süresi 1 Ocak 2001’den itibaren başlar ve 70 yıl sonra sona erer.

            Eğer eser birden fazla kişi tarafından meydana getirilmişse (müşterek eser), koruma süresi hayatta kalan son eser sahibinin ölümüne göre belirlenir. Böylece tüm eser sahiplerinin haklarının korunması amaçlanır.

            Anonim eserler veya tüzel kişiler tarafından oluşturulan eserler bakımından ise farklı süre hesaplama yöntemleri uygulanmaktadır. Bu tür eserlerde koruma süresi genellikle eserin alenileşmesinden itibaren başlar.

            Koruma Süresinin Hukuki Önemi

            Madde 26 ile belirlenen süreler, eser üzerindeki mali hakların ne zaman sona ereceğini belirlediği için büyük önem taşır. Bu sürenin dolmasıyla birlikte eser “kamu malı” haline gelir ve herkes tarafından serbestçe kullanılabilir. Bu durum, kültürel mirasın yaygınlaşmasına katkı sağlar.

            Öte yandan, koruma süresi boyunca eser sahibinin veya mirasçılarının izni olmaksızın eserin çoğaltılması, yayılması veya işlenmesi hukuka aykırıdır ve çeşitli yaptırımlara tabidir.

            Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

            Koruma süresinin hesaplanmasında özellikle şu konularda tereddütler yaşanabilmektedir:

            • Eser sahibinin ölüm tarihinin kesin olarak belirlenememesi
            • Müşterek eserlerde katkı oranlarının farklı olması
            • Anonim eserlerin alenileşme tarihinin tespiti

            Bu tür durumlarda yargı kararları ve doktrindeki görüşler yol gösterici olmaktadır.

            Sonuç

            5846 sayılı FSEK kapsamında düzenlenen mali haklar, eser sahibinin ekonomik çıkarlarını korumaya yönelik temel araçlardır. İşleme, çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim hakları, eser sahibine geniş bir koruma alanı sunar. Ancak dijital çağda bu hakların korunması daha fazla dikkat ve güncel düzenleme gerektirmektedir. Bu nedenle hem eser sahiplerinin hem de kullanıcıların hukuki bilinç düzeyinin artırılması büyük önem taşımaktadır.

            İLGİLİ YARGI KARARLARI
            İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi E. 2024/340 K. 2024/655 T. 28.03.2024

            İnceleme: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

            Davacı taraf, davalı şirket tarafından merhum sanatçı … eserlerinin ve böylelikle mali hakların kullanımına ilişkin izin verildiği anlaşılan “…” isimli sinema eserinde mali hakları halen davacıya ait olan merhum sanatçı …’nın eserlerinin kullanılacağı aşikar olduğundan davacının üzerinde hak sahibi olduğu ve özellikle bunlarla sınırlı olmamak kaydı ile … ait eserler, icralar ve bunları içeren yapımlar yönünden, yapımcı şirketler tarafından bahsi geçen sinema eserinde kullanılmak suretiyle gerçekleştirilebilecek muhtemel tecavüzlerin önlenmesi, tespit edilecek veya yargılama sürecinde ortaya çıkabilecek tecavüzlerin durdurulması, sonuçlarının ortadan kaldırılması için 5846 sayılı FSEK’in 77 ve 6100 sayılı HMK’nın 389-406. madde hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.

            Somut uyuşmazlıkta, davacı mali hak sahipliği iddiasına dayanmış ise de; FSEK’te eser sahibine, mali hakkını veya mali haklarının kullanma yetkisini devir hakkı tanınmıştır. Mali hak devrinde hak devreden kişinin malvarlığından çıkarak devralana geçtiği halde, mali hakların kullanma yetkisinin devri (ruhsat) halinde, hak sahibinde kalmakta, devralana sadece kullanma yetkisi geçmektedir. (FSEK 48/2.maddesi)

            Taraflar arasında Mali Hak Devir Sözleşmesi ve Komşu Mali Hak Devir Sözleşmesi imzalanmış olduğu, ancak bu sözleşmelerinin hükümsüzlüğünü içeren dava dilekçesi sunulduğu, 5846 sayılı FSEK 49/1 maddesinde; “Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvaffakatı ile bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir.” hükmü düzenlenmekle, mali hakları kullanma yetkisine sahip olduğu iddia edilen davalının sözleşmede mali hak devir yetkisinin bulunup bulunmadığı, sözleşmelerin geçerli olup olmadığı hususlarının yargılama gerektirdiği, verilecek olan tedbirin kapsam itibariyle geniş olacağı taraflar arasındaki malî hakların devrine ilişkin sözleşmelerin de FSEK’in 52. maddesi gereğince geçerli olup olmadığının tespitinin yapılacak yargılama ile sonuca ulaşacağı ve bu sözleşmelerin taraflar yönünden geçersiz kılınıncaya kadar bağlayıcı olduğu, talep edenin mali hak sahipliği iddiasının esas yargılamada incelenerek değerlendirilmesi gerekli olmakla dosya kapsamında iddia ve savunmaya, saptanan dava niteliğine ve toplanıp değerlendirilen delillere göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, verilecek olan tedbirin orantısız olacağı davacı vekilinin, İstinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK’nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

            İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi E. 2021/756 K. 2024/862 T. 13.05.2024

            İnceleme: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

            Dava, 5846 sayılı FSEK hükümleri uyarınca açılmış işleme eser sahipliğine dayalı FSEK 68 kapsamında tazminat talebine ilişkindir.

            Mahkemece alınan raporda bilirkişilerin, davaya konu … isimli eserin Almanca’dan Türkçeye orijinal dilin cümle yapısına uygun olarak naklini içeren, aynı ahenk, aynı üslup ile Türkçeye aktaran bu nitelikleri gereği hususiyet taşıyan FSEK 6/1 anlamında işlenme eser olduğu ve FSEK korumasına mazhar olacağı, dosyada mübrez dava konusu kitabın üzerinde davacının çevirmen olarak yer aldığı, yine davacı ile … arasında yapılan çeviri sözleşmesinde de davacının davaya konu kitabın çevirmeni olarak belirtilmesi nedeniyle davacının davaya konu kitabın FSEK 11’deki karine çerçevesinde tercüme eden sıfatıyla işleme eser sahibi olduğu, bununla birlikte davacı ile … (…) arasında imzalanmış 27/11/2005 tarihli sözleşmenin 6 ıncı maddesi gereğince davacının davaya konu orijinal eseri sipariş sözleşmesi başka bir deyişle istisna akdi ile Türkçe’ye çevirttiği ve tercümesi üzerindeki tüm mali hakları da …’ya devrettiği görülmekte olduğundan takdiri mahkemeye ait olmak üzere tercümeye ilişkin mali hakların ihlali sebebiyle talepte bulunma hakkının davacıya değil …’ne ait olacağı, davacının davayı açma hakkının olmadığı kanaatine varılmış ise de; Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde;

            a)Davalı tarafından basılan kitabın orijinal dilinden Türkçe’ye kimin tercüme ettiğinin kitapta belirtilmediği ve davacının tercümesinin aynısının basıldığı, davalının davacının tercümesini birebir kullanmasının mali hak sahibi dava dışı …nin mali haklarının ihlali sayılabileceği,

            b)Talep edilebilecek telif bedelinin; ilk dört bası için; davalının bastığı kitap adedi (43.073) x kitabın satış fiyatı (40 TL) X telif yüzdesi (% 5)= 86.146 TL, 5 inci bası için; davalının bastığı kitap adedi (3200) x kitabın satış fiyatı (85 TL) X telif yüzdesi (% 5)= 13.600 TL olacağı,

            FSEK 68 çerçevesinde 3 katına hükmedilip hükmedilmeyeceği hususunda takdirin mahkemeye ait olduğu, hususlarında görüş bildirdikleri anlaşılmıştır.

            Davaya konu … isimli eser orijinali Almanca olan ve Prof. Dr. … tarafından yazılan kitabın Türkçe’ye tercüme edilmiş halidir. Orijinal eserden Türkçeye çeviri konusunda davacı ile … (…) arasında imzalanmış 27/11/2005 tarihli sözleşme yapılmıştır. Sözleşmenin 6 ıncı maddesine göre; “Özgün eser sahibinden Türkçeye çeviri yapılması konusunda işlenme hakkı … tarafından devir alınmış olup; iş bu sözleşme bu hakkın çevirmene devrini içermez. Eserin işlenme hakkı …’ya aittir. Sözleşmenin 2. maddede künyesi verilen eserin çevirmen tarafından yapılacak Türkçe çevirisi üzerindeki işlenme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı ile işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olmak üzere tüm mali hakları süresiz olarak …’ya aittir. Çevirmen yaptığı çeviriyi hiçbir şekilde kısmen veya tamamen çoğaltamaz, yayınlayamaz ve umuma arz edemez”.

            Davalı taraf dosyaya orijinal eserin yazarı … ile yaptığı 08/09/2010 tarihli sözleşmeyi ibraz etmiş olup sözleşmeye göre orijinal kitabın Türkçe işleme hakkı davacıya 5 yıl süre ile devredilmiştir ve 08.09.2010 tarihli telif sözleşmesi’ne istinaden kitabın basımı yapılmıştır.

            5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı dava açma hakkı, ancak dava tarihinde eser üzerinde geçerli hak sahibi olan gerçek ve tüzel kişilere tanınmıştır. FSEK’nun 48.maddesi uyarınca eser sahibinin kendisine tanınan mali hakları süre,yer ve muhteva itibarıyla sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebileceği öngörülmüştür.

            Dosya kapsamında bulunan ve davacı ile dava dışı … (…) arasında yapılan 25/11/2005 tarihli sözleşme 6. Maddesinde; “Çevirmenin, metin ve çeviri üzerinde herhangi bir yasal hakkı yoktur. Özgün eser sahibinden eserin Türkçe’ye çeviri yapılması konusunda işlenme hakkı … tarafından devir alınmış olup; işbu sözleşme bu hakkın çevirmene devrini içermez. Eserin işlenme hakkı, …’ya aittir. Sözleşmenin 2. Maddede künyesi verilen eserin çevirmen tarafından yapılacak Türkçe çevirisi üzerindeki işlenme hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı, temsil hakkı ile işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı olmak üzere tüm mali hakları süresiz olarak …’ya aittir. Çevirmen yaptığı çeviriyi hiçbir şekilde kısmen veya tamamen çoğaltamaz, yayınlayamaz ve umuma arz edemez.” hükmü düzenlenmiştir.

            “Devren İktisap” başlıklı, 5846 Sayılı FSEK 49. Madde de; “Eser sahibi veya mirasçılarından mali bir hak veya böyle bir hakkı kullanma ruhsatını iktisap etmiş olan bir kimse, ancak bunların yazılı muvafakatiyle bu hakkı veya kullanma ruhsatını diğer birine devredebilir. İşleme hakkının devrinde, devren iktisap eden kimse hakkında da eser sahibi veya mirasçılarının aynı suretle muvafakati şarttır.” hükmü düzenlenmiştir.

            Davacı vekili dava dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde, dava dışı … ile müvekkili arasında yapılan sözleşmenin “basit ruhsat” verilmesine ilişkin olduğunu ve basit ruhsatın üçüncü kişilere devir yetkisi vermediğini, sadece …’ya süresiz olarak basıp, çoğaltma ve yayma hakkı verildiğini ileri sürmüştür.

            5846 Sayılı FSEK 56. Madde de; “Ruhsat; mali hak sahibinin başkalarına da aynı ruhsatı vermesine mani değilse (basit ruhsat), yalnız bir kimseye ait olduğu taktirde (tam ruhsattır)” hükmü düzenlenmiştir.

            Davacı ile dava dışı … arasındaki sözleşme ile mali hakların mı devredildiği (FSEK 48/1), yoksa ruhsat devri mi yapıldığı (FSEK 48/2), davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespitinde önem arz etmektedir. Davacının çevirmen sıfatıyla, işleme eser sahibi olduğu konusunda ihtilaf bulunmamaktadır, ancak yukarıda alıntı yapılan sözleşme 6. Maddesi kapsamından, davacı tarafça çeviri eser üzerindeki mali hakları süresiz olarak dava dışı …’ya devredildiği, …’nın eser üzerindeki mali hakları FSEK 48/1. Madde kapsamında aslen iktisap ettiği, mali hakların halen …’ya ait bulunduğu anlaşılmıştır.

            Davacı bu durumda işleme eser üzerindeki mali haklara dayanarak dava açamayacağından, ancak somut olayda davacının davasını mali haklara dayalı olarak FSEK 68/1 maddesine dayanarak açtığı ve mali hak sahibi bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemenin davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddi kararı yerinde olmakla, (Davacı tarafın aynı işleme eser üzerindeki mali haklara dayalı olarak başka bir davalı aleyhine açtığı emsal nitelikte davada verilen aktif husumet yokluğundan red kararının istinaf başvurusu İstanbul 16. Hukuk Dairesi’nin 24/09/2021 tarihli 2021/1516 Esas-2021/1613 Karar sayılı kararıyla reddedilmiş, karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 03/05/2023 tarihli 2021/8321 Esas-2023/2641 Karar sayılı kararı ile kararın vekalet ücretine ilişkin kısmının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.), davacı vekilinin İstinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

            Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2022/6444 K. 2024/3606 T. 06.05.2024

            Gerekçe

            Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

            Uyuşmazlık, eserin bestecisi olan … tarafından imzalanan 25.12.1998 tarihli “BEYAN” başlıklı ve dava konusu esere ilişkin her türlü kullanım hakkının – konserler, CD, kaset yapımı ve yayını, TV çekimi ve yayını, CD Room yapımı gibi – davacı şirkete (Eski ünvanı: … Filmcilik ve Dış Ticaret Ltd. Şti.) verildiğine dair kabul beyanı içeren belgenin 5846 sayılı Kanun’un 52’nci maddesi kapsamında geçerli olup olmadığı hususunda toplanmaktadır.

            İlgili Hukuk

            5846 sayılı Kanun’un 15,16,18, 20,21,25,45 ve 68’inci maddeleri.

            Değerlendirme

            Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı … vekili ile davalı T.C. … vekilinin tüm, davacı … vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

            Dava, güftecisi davacı …, bestecisi dava dışı … olan “Çanakkale Oratoryosu” adlı hikayenin davalı tarafından izinsiz olarak kullanılmış olması nedeniyle eser sahipliğinden kaynaklanan hakların ihlal edildiği iddiasına dayalı tecavüzün tespiti ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulü ile davalı taraf eyleminin davacılardan …’ya yönelik mali ve manevi hak ihlali oluşturduğu, diğer davacı …’ne yönelik olarak ise mali hak ihlali oluşturduğunun tespitine ve tazminata hükmedilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince de, eserin bestecisi tarafından hakların davacı şirkete devrine ilişkin düzenlenen 25.12.1998 tarihli belgenin 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesi kapsamında geçerli olmadığı gerekçesiyle davacı şirketin eserden kaynaklanan mali hakkı bulunmadığı ve davacı … için hesaplanan telif tazminatının hesabına yönelik olarak yeniden hüküm kurulmuş, davacı şirket yönünden davanın aktif husumet yokluğundan reddine ve davacı … açısından da davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

            Ancak Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar davacı şirketin mali haklarının ihlal edildiği iddiasına dayalı talebi yönünden 25.12.1998 tarihli belgede bu davacıya hangi mali hakların devredildiğinin ayrı ayrı belirtilmediği, yalnızca her türlü kullanım hakkının devredildiğini belirtildiği, söz konusu belgenin 5846 sayılı Kanun’un 52’nci maddesinde belirtilen geçerlilik şartına uygun olmadığı, dolayısıyla davacı şirkete usulünce devredilmiş bir mali hakkın bulunmadığı belirtilmişse de, anılan belge, içeriğinde belirtilen haklar yönünden geçerlidir. Şöyle ki;

            5846 sayılı Kanun’un 18 nci maddesi uyarınca; mali hakları kullanma yetkisi münhasıran eser sahibine aittir. Ayrıca bir eserin yapımcısı veya yayımcısı, ancak eserin sahibi ile yapacağı sözleşmeye göre mali hakları kullanabilir. Mali haklar ise Kanun’un 20-25 inci maddelerinde tanımlanmıştır. Bu hükümlere göre, mali haklar; bir eserden onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı, bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı, bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak, bir eserden, doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarıyan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı ve bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı olarak kanun koyucu tarafından belirlenmiştir.

            5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesi uyarınca; mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır. Bu minvalde eser sahibinden bir mali hakkı kullanma yetkisini iktisap etmek isteyen kimselerin, hangi haklar üzerinde kullanma yetkisini devralmak istiyorlarsa mutlaka o hakları kapsayan yazılı bir sözleşme yapmaları gerekmektedir. 25.12.1998 tarihli ve dava konusu eserin bestecisi tarafından davacı şirkete dava konusu eserden kaynaklanan “her türlü kullanım hakkı”nın devrini içeren belgede; dava konusu esere yönelik her türlü kullanım hakkı denildikten sonra tırnak içerisinde Kanun’da tanımı verilen mali haklar kapsamında fiilen uygulanan bazı türler tek tek sayılmak suretiyle belirtilmiştir. Dayanılan 25.12.1998 tarihli belgede belirtilen “konserler, CD, kaset yapımı ve yayını, TV çekimi ve yayını, CD Room yapımı” ibareleri, dava konusu esere yönelik işlemlerin amaç ve konusu dahilinde kalan mali haklar olup anılan belge, içeriğinde sayılan haklar yönünden sözleşmenin geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Zira, sözleşmede sayılan CD ve kaset yapımı, TV çekimi ve CD Room yapımı çoğaltma hakkı (FSEK m. 22), bunların TV, CD ve CD Room ile yayımı umuma iletme hakkı (FSKEK m. 25), konserler temsil hakkı (FSEK m. 24) kapsamındadır. O nedenle sözleşme sadece sayılan bu haklar yönünden geçerlidir.

            Bu durumda mahkemece, beste sahibinin eserin her türlü kullanım hakkını davacı şirkete devrettiği 25.12.1998 tarihli belgede belirtilen haklar yönünden belgenin geçerli olduğu kabul edilerek davacı şirket yönünden esastan bir karar verilmesi gerekirken, davacı şirketin mali hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumetten reddi doğru olmamış, kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

            Leave A Reply